Çar
29
Eki
14:54

HTML clipboardKİŞİSELCİLİK

KiÅŸiselcilik, soyut düşüncülükle özdekçiliÄŸin karşısına tinsel gerçekliÄŸi, sözü geçen iki bakış açısının da parçalara böldüğü birliÄŸi yeniden yaratacak sürekli çabayı koyar. KiÅŸiselcilik, Descartes’in “Düşünüyorum öyleyse varım” (Cogito ergo sum) geleneÄŸi içinde yer alır. KiÅŸiselciliÄŸin ana yapısı şöyle özetlenebilir: KiÅŸilik, bilinç, kendi yargısını özgürce belirleme, amaçlara yönelme, zamanın akışına karşı öz kimliÄŸini sürdürme ve deÄŸerlere baÄŸlanma gibi temel özellikleri nedeniyle, bütün gerçekliÄŸin dokusunu oluÅŸturur.
Felsefi yönden Gottfried Wilhelm Leibniz bu akımın kurucusu, George Berkeley de başlıca kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Edebiyatta en önemli savunucusu Emmanuel Mounier’dir.

HTML clipboardEgzistansiyalizm (Varoluşçuluk)

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche, Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır. Varoluşçuluk 4 temel fikri savunur:
1. Varoluş her zaman tek ve bireyseldir. Bu görüş bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır.
2. VaroluÅŸ, öncelikle varoluÅŸ sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlık’ın anlamının araÅŸtırılmasını da içerir.
3. Varoluş insanın içinden bir tanesini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür. Bu görüş her türlü gerekirciliğin karşıtıdır.
4. İnsanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle iliÅŸkilerinden oluÅŸtuÄŸundan varoluÅŸ her zaman bir “dünyada var olma”dır. Bir baÅŸka deyiÅŸle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koÅŸullandıran somut tarihsel bir durum içindedir.
Varoluşçuluğun etkileri çağdaş kültürün çeşitli alanlarında görüldü. Kierkegaard’ı izleyen Franz Kafka, Das Schools, Şato, Der Prozess, Dava adlı eserlerinde insanın varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı, güvenli ve parlak bir gerçeklik arayışı olarak betimledi. Çağdaş varoluşçuluğun özgün temaları, Sartre’ın oyunları ve romanlarında, Simone de Beauvoir’in yapıtlarında, Albert Camus’nün roman ve oyunlarında, özellikle de L’Homme Revolte (Başkaldıran İnsan) adlı denemesinde işlendi.

Çar
29
Eki
14:52

HTML clipboardLetrizm (Harfçilik)

Öncülüğünü Romen asıllı ÅŸair Isidore Isou’nun yaptığı, 2’nci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir akımdır. Åžiirde en küçük birim olarak sözcükleri deÄŸil harfleri temel alır. Bu yolla da yeni bir ÅŸiir ve yeni bir müzik yazmayı amaçlayan bir karşı-akım niteliÄŸindedir. Isou’ya göre, “harf olmayan ya da harf olmayacak hiç bir ÅŸey tinsel olarak da var olamaz.” Harfçilik, edebiyatın yanısıra sinemayı, dansı, müziÄŸi ve resmi de etkilemiÅŸtir. Çıkış noktaları, “sesleri, sözcükleri, imgeleri aynı anda topluca bir araya getirecek yeni anlatım yollarının araÅŸtırılması”dır. Francois Dufrene, Maurice Lemaitre gibi ÅŸairler bu akımın önemli isimleridir.

Avrupa’da bir ve 2’nci dünya savaÅŸları arasında geliÅŸti. Bu akım temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadacıların eserlerinden alır. 1924’te “Manifeste du Surrealisme”i (Gerçeküstülük bildirgesi) hazırlayan ÅŸair Andre Breton’a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleÅŸtiren bir yoldur. Ve bu bütünleÅŸme içinde düşsel dünya ile gerçek yaÅŸam “mutlak gerçek” ya da “gerçeküstü” anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud’un kuramlarından etkilenin Breton için, bilinçdışı, düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneÄŸi idi.

  • Breton’un yanısıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi deyimleriyle, “gerçeküstü dünyanın düşsel imgelerini geliÅŸtirmeye” baÅŸladılar. Bu ÅŸairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiÄŸi için insanı irkiltiyordu. Gerçeküstücülük, yöntemli bir araÅŸtırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduÄŸunu vurguluyordu.
    1925’ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, başka akımlara yönelmeye başladı. Ama resimden, sinemaya, tiyatroya kadar bir çok sanat dalını derinden etkiledi. Andre Breton’un yanısıra P. J. Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Arnaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char gerçeküstücülük akımının önemli isimleridir.
  • ATATÜRK

    Atatürküm eğilmiş vatan haritasına
    Görmedim tunç yüzünü böylesine geceler
    Atatürk neylesin memleketin yarasına
    Uçup gitmiş elinden, eski makbul çareler

    Nerede İstiklal harbinin o mutlu günleri
    Türlü düşmana karşı kazanılan zaferi
    Hiç sanmam, öyle ağarsın bi daha tan yeri
    Atatürküm ben ölecek adam değildim der

    Git hemşerim, git kardeşim toprağına yüz sür
    O’dur karşı kıyıdan cümlemizi düşünür
    Resimlerinde bile melül mahzun görünür
    Atatürküm kabrinde rahat uyumak ister

    Cahit Sıtkı Tarancı

    10 KASIM TÜRKÜSÜ

    Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler
    Bozkır ovalarına, Erciyes’e, AÄŸrı’ya
    Ulusun egemen olduÄŸunu
    Özgür olduğunu
    Haykıracağım haykıracağım işte
    Senin sustuÄŸunca!

    Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
    Ana baba oğul kız
    Dere tepe bucak köy
    Yeryüzü yaşamalarımla değil
    Oralarda, senin gittiÄŸince!

    Atatürk, taşıyacağım
    Çanakkale’de, Sakarya’da, Çankaya’da, al al
    Senin taşıdığını;
    Yurdun gök ülküsü
    Dalgalanırken
    Senin bayrağını yücelteceğim.
    Senin çıktığınca.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca

    AÄžLAYALIM ATATÜRK’E

    AÄŸlayalım Atatürk’e

    Bütün dünya kan ağladı

    Süleyman olmuştu mülke

    Geldi ecel, can ağladı

    Doğu batı cenup şimal

    Aman tanrı bu nasıl hal

    Atatürk’e erdi zeval

    Memur mebusan ağladı

    Atatürk’ün eserleri

    Söyleyecek bundan geri

    Bütün dünyanın her yeri

    Ah çekti, vatan ağladı

    Fabrikalar icat etti

    Atalığın ispat etti

    Varlığın Türke terketti

    Döndü çarh devran ağladı

    Bu ne kuvvet, bu ne kudret

    Var idi bunda bir hikmet

    Bütün Türkler İnön’İsmet

    Gözlerimiz kan ağladı

    Tren hattı tayyareler

    Tükler giydi hep kareler

    Semerkantla Buharalar

    İşitti her yan ağladı

    Siz sağ olun Türk gençleri

    Çalışanlar kalmaz geri

    MareÅŸalin askerleri

    Ordular tümen ağladı

    Zannetme ağlayan gülmez

    Aslan yatağı boş kalmaz

    Yalnız gidenler gelmez

    Her gelen insan ağladı

    Uzatma Veysel bu sözü

    Dayanmaz herkesin özü

    Koruyalım yurdumuzu

    Dost değil, düşman ağladı

    Aşık Veysel

    HTML clipboardYazılı Edebiyat,Türkler arasında yazının kullanıldığı devirlerde baÅŸlayan bir edebiyattır. Eldeki en eski ürünler 5. ve 6.yüzyıllarda yazıldığı tahmin edilenYenisey Kırgızlarına ait balbal ‘adı verilen mezar taÅŸlarıdır. Ancak bu yazıtlar, adlar ve birkaç sözcükten oluÅŸan Türkçe sözlerden ibarettir. Bu yazıtlardaki alfabe daha sonraki dönemlerde kullanılan Göktürk alfabesine göre ilkel bir nitelik taşır.

    Yazılı edebiyata ait en önemli örnekler 8.yüzyılda dikilen ve günümüze dek ulaÅŸan Göktürk Kitabeleri’dir. Bu yazıtlara bugün MoÄŸolistan’da bulunan Göktürk Kitabeleri,Orhun Irmağı’nın eski yatağı üzerinde bulunduÄŸu için Orhun Yazıtları (Anıtları/Kitabeleri) denmiÅŸtir.Göktürk Kitabeleri’de Yenisey Yazıtları gibi dikili taÅŸlar üzerine Göktürk alfabesiyle yazılmıştır.

    Yazıtlarda Doğu Göktürklerin tarihinden, komşularıyla olan ilişkilerinden savaşlarından ve yönetiminden söz etmektedir. Canlı bir söylev dili ve üslubu vardır. Bu yazıtlar,Türk dili tarihi açısından önemli belge niteliği taşır.

    Yazılı Dönem Ürünleri

    * Orhun kitabeleri
    * Uygur Metinleri

    Orhun kitabeleri:Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta savaşan Köktürklerin hikâyesi anlatılır bu yazıtlarda. Bu abideler 38 harfli olan Köktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları 3 tanedir.

    1.Bilge Tonyukuk yazıtı:Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılmaktadır.

    2.Kül TiÄŸin yazıtı:Köktürk hakanı Bilge KaÄŸan’ın kardeÅŸi Kül TiÄŸin’in ölümü üzerine Bilge KaÄŸan tarafından dikilmiÅŸtir.

    3.Bilge KaÄŸan Yazıtı:Göktürk hakanı Bilge KaÄŸan’ın ölümünden sonra yazdırılmış bir abidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından, törelerden ve Bilge KaÄŸan’ın ulusuna dilediÄŸi iyi dileklerden söz eder.

    * “Türk adının geçtiÄŸi ilk yazılı belge ve Türk Edebiyatı’nın ilk yazılı örnekleri olan Köktürk abidelerinde yazılar Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuÅŸtur.

    Uygur Dönemi Eserleri:Köktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kâğıda kitap basma tekniÄŸini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında *”kökünç” denilen bir ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.

    XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Tanzimat Fermanı’nın 100. yıldönümü olan 1939 tarihinde yazdığı bir kitaptır.

    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde kurulan Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü’nün başına getirilmiÅŸtir. Bu tarihten itibaren hazırlamaya baÅŸladığı XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’ni 1949 yılında ilk defa olarak yayımlamış bulunan Tanpınar, eserin ikinci cildini ömrü vefa etmediÄŸi için yetiÅŸtirememiÅŸtir. 1956 yılında eserini bazı deÄŸiÅŸiklik ve ilavelerle yeniden yayımlayan Tanpınar, bu eseriyle edebiyat tarihçiliÄŸinde yeni bir dönemi baÅŸlatmıştır. Kendisinden önceki edebiyat tarihçilerinden, özellikle de Fuad Köprülü’den farklı bir metod kullanarak kendine özgü üslubuyla eserini oluÅŸturan yazar, önsözde de belirttiÄŸi gibi A. Thibaudet ve H. Taine’in metodlarından yararlanmıştır.

    XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Klasik Türk Edebiyatının farklı bir ÅŸekilde yorumlandığı uzunca bir “GiriÅŸ” kısmından sonra, “GarplılaÅŸma Hareketine Umumi Bir Bakış” ismini taşıyan bölümle baÅŸlar. Burada Tanpınar, Türkiye’deki BatılılaÅŸma hareketlerini, ta Lale Devri’nden baÅŸlayarak geniÅŸ bir perspektifte ve kendine özgü bakış açısıyla tahlil etmeye çalışır. Eserde daha sonra, “XIX. Asrın İlk Yarısında Türk Edebiyatı”, “Tanzimat Seneleri”, “YeniliÄŸin Üç Büyük Muharriri”, “Åžinasi’den Sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti”, “Åžinasi’den Sonra Nevilerin GeliÅŸmesi 1851 - 1885 Yılları Arası”, “Åžinasi’nin Yanı Başında Ziya PaÅŸa”, “Åžinasi’den Sonra Namık Kemal”, “Namık Kemal’in Yanı Başında Ahmed Midhat Efendi”, “Namık Kemal’den Sonra Recaizade Mahmud Ekrem Bey”, “Namık Kemal’den Sonra Abdülhak Hamid”, “Eski ile Yeninin Arasında Muallim Naci Efendi” ismini taşıyan baÅŸlıklar altında, 19 uncu asrın Türk Edebiyatı bütün yönleriyle okuyucuya tanıtılmaya çalışılır.

    Yazıldığı dönemden bugüne kadar hemen bütün edebiyat tarihçilerini derinden etkilemiÅŸ olan XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 2006 yılında Prof. Abdullah Uçman’ın editörlüğünde ve Yapı Kredi Yayınları arasında tekrar basıldı ve bazı düzeltmelerle okuyucunun beÄŸenisine sunuldu.

    Osmanlı Devleti’nin siyasi, askeri ve ekonomik açıdan Avrupa’nın gerisinde kalması devlet büyüklerini bazı tedbirler almaya zorlamış, bu alanlarda Avrupa’nın nasıl geliÅŸtiÄŸinin öğrenilmesi için bazı gençler oraya gönderilmiÅŸtir. Avrupa’ya özellikle Fransa’ya giden gençler oradaki edebiyata hayran kalmış ve dönüşlerinde, gördükleri yenilikleri Türk edebiyatında uygulamaya baÅŸlamışlardır. DeÄŸiÅŸiklikler önce siyasi alanda görülmüştür. Edebiyat alanında yapılan deÄŸiÅŸikliklerle belli dönemler halinde günümüze kadar süren yeni bir edebiyat baÅŸlamıştır.Bu dönemlerden biri de Cumhuriyet dönemi edebiyatıdır. Cumhuriyet dönemi edebiyatı, Milli Edebiyat [1] ‘tan kesin hatlarla ayrılmamaktadır.Çünkü Milli edebiyat sanatçıları, Cumhuriyet’in ilk yıllarında en önemli eserlerini vermiÅŸlerdir. Yakup Kadri, Halide Edip, ReÅŸat Nuri, Refik Halit ve daha birçoÄŸu Cumhuriyet’in ilk elli yılına damgalarını vurmuÅŸlardır. Ancak Cumhuriyet’in ilanıyla çok hızlı bir ÅŸekilde yapılan devrimlerler, Türk aydını takip etmekte zorlandığı bir siyasi deÄŸiÅŸim yaÅŸamıştır. Latin harflerin kabulü, eski yazı ve yeni yazı kargaÅŸası ortalığı karıştırmaya yetiyordu. Böyle bir ortamı, öncekilerden ayırmak için 1923 yılını hala devam eden bir edebiyat döneminin baÅŸlangıcı olarak kabul edilir.